Michael Merdoyo, tartışma yazıma verdiğin yanıt için teşekkür ederim. Halkımızın geleceği için hayati önem taşıyan bir konu hakkında saygılı bir tartışma yürütebilmemizden memnuniyet duyuyorum. Aynı hedefi paylaşıyoruz: Asur/Suryoyo kültürünün yaşatılması. Ancak bu hedefe ulaşma yolunda farklı sonuçlara varıyoruz.
Sen, ortak bir Latin alfabesinin diasporadaki dili kurtarmak için gerekli bir araç olduğunu söylüyorsun. Ben ise çözümün Latin alfabesine daha büyük bir rol vermek değil, kendi alfabemizin kullanımını güçlendirmek ve onu gelecek nesil için daha erişilebilir hale getirmek olduğunu düşünüyorum.
En büyük tehdidin, bu dili konuşanların sayısının giderek azalması olduğunu yazıyorsunuz. Bu konuda hemfikiriz. Ancak bunun çözümü, kendi yazı sistemimizin kullanımını kademeli olarak azaltmak olamaz. Bunun yerine, daha fazla ana dil öğretmeni, modern öğretim materyalleri, dijital araçlar, çocuk kitapları ve alfabenin doğal bir şekilde kullanıldığı kültürel girişimler yoluyla Asurca/Suryoyo dilinde eğitimin iyileştirilmesine odaklanılmalıdır.
Günümüzde, önceki nesillerin sahip olmadığı teknik imkânlara sahibiz. Uygulamalar, sosyal medya ve dijital eğitim, hem dil becerilerini hem de yazma becerilerini aynı anda geliştirmeyi tamamen mümkün kılıyor.
Diasporada yaşadığımız bir gerçektir. Ancak bu, kültürel mirasımızın bazı kısımlarından vazgeçmemiz gerektiği anlamına gelmez. Aksine, elimizde kalanları korumak konusunda üzerimize düşen sorumluluk daha da artmaktadır. Alfabe sistemimiz sadece bir yazım biçimi değil, tarihimizle, dini metinlerimizle ve edebiyatımızla kurulan doğrudan bir bağdır.
Latin alfabesinin dilin hayatta kalması için zorunlu bir yol olduğu görüşüne katılmıyorum. Tarih, aksine, bir dilin orijinal yazı sisteminin günlük kullanımda geri plana itildiğinde, sonraki nesillerin yaşamından kademeli olarak kaybolma riskiyle karşı karşıya kaldığını göstermektedir.
Asurca/Suryoyo için en büyük tehdit, Latin alfabesi araçlarının eksikliği değil, kendi alfabemizi pratikte güçlendiren yapıların eksikliğidir.
Bu nedenle dil ile yazı arasında bir seçim yapmak zorunda değiliz. İkisini de aynı anda güçlendirmeliyiz. Bir dil, konuşanları sayesinde yaşar, ancak yazısı sayesinde de hafızasını taşır. Birini kaybedersek, diğerini de zayıflatma riskiyle karşı karşıya kalırız.
Umarım bu tartışma, Asurca/Suryoyo dilinde verilen eğitimi güçlendirmek ve hem dilin hem de alfabenin gelecek nesillere aktarılmasını sağlamak amacıyla daha fazla somut girişimin hayata geçirilmesine yol açar.