Asurca/Süryani, Latin alfabesiyle yazıldığında, sadece kelimeleri kaybetmekle kalmayız; tarihimizi ve kimliğimizi de kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırız. Zekiye Cansu, mektubunda bunu dile getiriyor.
Asurca/Süryanice dil, savaşları, zulümleri ve nesiller boyu süren göçleri atlatmayı başardı. Ancak bugün yeni bir tehditle karşı karşıya: bu tehdit dışarıdan değil, kendi diasporamızın içinden geliyor.
Asurca, dünyanın en eski yaşayan dillerinden biridir. Binlerce yıldır alfabemiz, tarihimizi, inancımızı, edebiyatımızı ve kimliğimizi nesilden nesile aktarmaktadır.
Atalarımız, savaşlar, zulümler, soykırımlar ve göçler karşısında dilimizi korudular. Buna rağmen hem dil hem de yazı geleneği hayatta kaldı.
Bu nedenle, bugün diasporanın güvenli ortamında kendi alfabemizi zayıflatma riskine girdiğimizi görmek yüreğimizi burkuyor.
Giderek daha fazla kişi, kendi yazılı dilimiz yerine Latin alfabesiyle Asurca yazmayı ve öğretmeyi tercih ediyor. Bu durumun, bazen alfabeye hakim olan kişiler – eğitim, araştırma ve dilin geleceğiyle ilgili kurumlarda görev yapan kişiler – tarafından desteklenmesi özellikle endişe vericidir.
Bir dilin alfabesini kademeli olarak değiştirirken, o dili korumaktan nasıl söz edilebilir?
Elbette, Avrupa'da büyüyen gençler için Latin alfabesi daha kolay gelebilir. Ancak bir dil, sadece telaffuz ve iletişimden ibaret değildir. Alfabe, bir halkın ruhunun bir parçasıdır. O, tarihimizin, dini metinlerimizin, kitaplarımızın ve kolektif hafızamızın anahtarıdır.
Asur alfabesi sadece eski sembollerden ibaret değildir. Bu, binlerce yıllık bir medeniyete uzanan canlı bir bağdır – Ortadoğu’nun en eski yazı dillerinden biridir. Dini metinlerimiz, şiirlerimiz ve tarihi belgelerimiz yüzyıllardır bu alfabeyle yazılmıştır.
Bunu Latin harfleriyle değiştirdiğimizde, sadece yazımızı kaybetmekle kalmıyoruz – kimliğimizin bir parçasını da kaybediyoruz.
Yunanlıların, Ermenilerin, Arapların ya da Yahudilerin kendi alfabelerini terk edip dillerini sadece Latin harfleriyle yazmalarını asla kabul etmezdik. Öyleyse neden kendi dilimiz için bunu kabul edelim?
Eğer gelecek nesil bu dili yalnızca Latin alfabesiyle öğrenirse, kilise metinlerini, eski el yazmalarını veya geleneksel kitapları orijinal dillerinde okuyamayan nesiller yetiştirme riskiyle karşı karşıya kalırız. Bu nesil dili konuşabilir belki, ancak tarihsel miraslarıyla bağlarını koparır.
Bu gidişatın, alfabeyi savunup güçlendirmesi gereken ilk kişiler olması gereken eğitimli kişiler ve dil uzmanları tarafından yönlendirilmesi özellikle endişe vericidir. Bugün pratik bir çözüm gibi görünen şey, yarın kültürel bir kayıp olarak ortaya çıkabilir.
Diaspora, dilimizi ve alfabemizi koruduğumuz yer olmalı; bunların yavaş yavaş yerini başka şeylerin aldığı bir yer değil.
Alfabeyi korumak, nostalji ya da modernliğe karşı çıkmakla ilgili değildir. Bu, tarihimize duyduğumuz saygı ve gelecek nesillere karşı sorumluluğumuzla ilgilidir.
Çocuklara ve gençlere Asur alfabesini okumayı ve yazmayı öğreten daha fazla kursa, daha fazla okula ve daha fazla kültürel girişime ihtiyacımız var. Mirasımızla gurur duymaya ihtiyacımız var – kimliğimizi yavaş yavaş silip süpüren basitleştirici yaklaşımlara değil.
Alfabesini unutan bir halk, yavaş yavaş kendini de unutmaya başlar.
Dilimiz binlerce yıldır varlığını sürdürmüştür. Asıl mesele, dilimizin hayatta kalıp kalamayacağı değil; bizim bunu ona izin vermeyi seçip seçmeyeceğimizdir.